Baltık Denizi kıyısında, Neva Nehri üzerinde 42 adaya yayılmış beş milyon nüfuslu St. Petersburg 1703’te Çar Petro tarafından kurulduğu günden bu yana ülkenin batıya açılan penceresi olmuş. Avrupa’nın en önemli kültür merkezlerinden biri olarak kabul edilen St. Petersburg’un önemli bir başka özelliği de, su kenti olması. ..

Saint Petersburg’dayım. Bir önceki çağın bilgisiyle beslenmiş olan bugünün insanı için St. Petersburg kimbilir neler vaat ediyor? Geçmişle bugünün arasında bir yolculuk yaşayacağımız kesin. Öyle ya; Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın dördüncü bu büyük şehrini kafamda canlananların ötesinde yeniden keşfetmeye başlıyorum. Kısa yazılışıyla St. Petersburg, kalabalık turist kitlelerini ağırlıyor. Avrupa’nın kültür merkezlerinden biri olması dolayısıyla ilgimi çeken kentin elbette en önemli özelliği bir su kenti olması. Baltık Denizi kıyısında, Neva Nehri üzerinde 42 adaya yayılmış beş milyon nüfuslu St. Petersburg 1703′te Çar Petro tarafından kurulduğu günden bu yana ülkenin batıya açılan penceresi olmuş. 200 yıl boyunca Çarlık Rusyası’nın başkenti olan kent, İkinci Dünya Savaşı sırasında 900 gün Alman kuşatmasına direnç göstermiş. Bugün aynı direnci liberal ekonomiye gösterdiği söylenemez elbet. Göstermesi gerekiyor mu peki? "Evet" yanıtı çok da gerçekçi gelmiyor kulağa.
Kanalları ve köprüleriyle "Kuzey’in Venedik’i" olarak anılan St. Petersburg, geniş bulvarları ve Çarlık döneminden kalma binalarıyla ihtişamlı bir kent. Tarihi, kültürel ve mimari önemi dolayısıyla UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası kabul edilerek korumaya alınmış. St. Petersburg Lenin’in, devrimin zaferini deklare ettiği kent olması dolayısıyla da Rusya tarihinde özel bir öneme sahip. Kentin devrim sonrası Leningrad adını alması da bu yüzden.

Etkileyici Hermitage Müzesi
Çarların özel sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapan Hermitage Müzesi, hayatta en az bir kez görülmesi gereken bir mekan. Bu tarihi bina Çarlık döneminde Kışlık Saray olarak kullanılıyormuş. Bugün ise dünyanın en önemli müzelerinden biri. Müzenin öyküsü 1764 yılında II. Katerina’nın Berlin’den 225 parçalık çok değerli bir resim koleksiyonu getirmesiyle başlıyor. Takip eden yıllarda Saray’a değerli tablo alımı devam ediyor. Tablo koleksiyonunda Rembrandt, Leonardo da Vinci, Michelangelo, Van Gogh, Raphael, Renoir ve Picasso’nun eserleri yer alıyor. Koleksiyon zamanla heykel, gravür, silah, sikke,madalya, kitap ve arkeolojik eserlerle zenginleşmiş ve Hermitage Avrupa’nın en seçkin müzelerinden biri haline gelmiş.

KONAKLAMA
Hotel Astoria Şehrin merkezinde fitness, spa, restoran hizmetleri bulunan klasik bir beş yıldızlı otel. 39, Bolshaya Morskaya Tel: 007 812 494 5757 Petro Palace Hotel 14, Malaya Morskaia, Tel: 007 812 571 3006 Hotel Altburg 35 Liteyniy Prospekt, Tel: 007 812 327 0099 Beyaz Geceler
Her yıl haziran ayında Petersburg’un ünlü "Beyaz Geceler"i başlıyor. Gün boyunca hava yalnızca iki saat süreyle çok çok az kararıyor. Dostoyevski’nin ünlü romanı Beyaz Geceler işte böyle bir zaman diliminde geçiyor. St. Petersburg’un dört beyaz gecesinde yaşanmış sade ve derin bir aşkın öyküsüOkumayanlara şiddetle önerilir.

Şehrin en işlek caddesi olan Nevsky Prospekt’te dolaşmanın keyfi ise ayrı. Kentin yerli yüzlerinden ziyade turistlerle karşılaşsa da insan, tarihi doku karşısında bunu umursamıyor. Bana kalırsa St. Petersburg’un sırlarına ermenin en iyi yolu, köprüleri kullanarak kanallar arasında gezmek, bu sırada sokak müzisyenleri tarafından verilen müzik ziyafetini dinlemek, Neva nehrinde bir tekne turu yapmak, Hermitage Müzesi’ni dolaştıktan sonra meydana çıkıp, gözleri kapatarak görülenleri ağır ağır zihne nakşetmek. St. Isaac Meydanı, Kazan Katedrali ve Kızıl Meydan’ın benzeri bir görüntü yaratan Kandaki Diriliş Katedrali’ni de bu gezi güzergahına eklemek gerek.

St. Petersburg’da ulaşım kolay. Otobüs, metro, tramvay, taksi, kanal teknesi gibi pek çok seçenek mevcut. Pervazlarından çatılarına kadar kabartmalarla süslenmiş St. Petersburg binalarının merkezde bulunanlarının altları kafe, restoran, bar, dükkan olarak işletiliyor. Bu kafelerden birinde oturup yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Geçmişle bugünü harmanlayan fantastik bir kaçamak için ideal bir şehir olduğunu bir kez daha vuruyor yüzümüze St.Peterburg. Hep gelmek isteyip; geldiğinizde kafelere, kitapçılara takılıp, gün boyu ana caddelerde yürüyüp, gizemli dar sokaklarında kaybolmak isteyeceğiniz ve her mevsimi ayrı güzel bir şehir olacak her zaman… Adı bu kentle anılan şair Puşkin’den de söz etmeden olmaz. 18 yaşında kente yerleşen Aleksandr Puşkin, Dışişleri Bakanlığı’nda çalışırken yazdığı bir şiirinden dolayı sürgüne gönderilir. Çar tarafından affedilerek St. Petersburg’a geri döner ve kentin kültür-sanat yaşamında önemli bir yer edinir. Bu duygusal şair 1837′de eşinin onurunu korumak üzere girdiği bir düelloda yaşamını yitirir.